29 Ara
Tiamat
Öncelikle bu metnin konusu olan Tiamat isimli heykel Kromevye Şirketi için yapılmıştır. Kromevye Fabrikasının bahçesine bir heykel yerleştirme düşüncesi, fabrikanın kullanılmaya hazır kaynaklarının değerlendirilmesi isteğiyle ortaya çıkar. Bu motivasyon ile heykel, 2024 yılı, kış ve bahar aylarında sanatçının atölyesinde üretilmiş ve ardından sürekli sergileneceği yerine taşınmıştır. Böylece şirket, yüksek kapasiteli endüstriyel üretiminin yanında sanatsal üretime de olanak sağlamıştır. Bu olanak alanı aynı zamanda, sanatsal üretim için gerekli açık görüşlü düşünce yapısına da ev sahipliği yapmaktadır. Tiamat isimli heykel ile başlayan bu süreç, sonrasından gelişecek yeni tasarılar içinde dinamo görevini karşılamaktadır. Heykelin şekillenmeye başlamasında Kromevye Şirketinin amaçları, karşılıklı işleyen düşünsel süreç ve sanatçının ilgi alanları etkili olmuştur. Bu bağlamda Tiamat’ın kavramsal alt yapısında üç ögenin var olduğu söylenebilir; ileri dönüşüm kavramı, paslanmaz çelik lavabo ve kadınların üretimde rol almaları. Bu üç olgu da heykelde, mitolojik bir başvuru ile Mezopotamya Tanrıçası Tiamat üzerinden görsellik kazanmaktadır.
Bahsi geçtiği üzere kadınların üretimde yer almaları heykelin üzerinde durmaya çalıştığı konulardandır. Kromevye şirketi 1979 yılında İstanbul’da kurulmuş, paslanmaz çelik lavabo üreten bir kuruluştur. Kuruluşun aktif iş gücü politikası içerisinde kadın çalışan istihdamına öncelik vermek bulunmaktadır. Kadın istihdamına öncelik verilmesi, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanarak söz sahibi olmaları ve toplumun önemli bir yüzdesinin üretime dahil edilerek kalkınmanın sürdürülebilmesi açısından önemlidir. Türkiye ise maalesef bu konuda gelişme aşamasındadır. Bu konu üzerine kısaca değinilebilir. 2012 yılında yapılan Türkiye’de Çalışma Hayatında Kadın İstihdamı isimli çalışmada şu şekilde aktarılır; Kadınların iş gücüne katılımı, sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir unsuru olarak hem teorik hem de politik nedenlerden dolayı önemli bir husus olarak kabul edilmekle birlikte, Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranları erkeklere nazaran düşük olup, yıllara göre azalma eğilimi göstermektedir. Kadının niteliksel gelişimini ve işgücü piyasasına girişini sağlayacak gerekli mekanizmaların oluşamaması bu düşüşün önemli nedenlerinden biridir. … 2010 yılı sonu itibariyle, Türkiye’de %27,68 olan kadın işgücüne katılma oranı, 27 AB ülkesinde ortalama %66,1 ve OECD[1] ülkelerinde ise %60,8 olarak gerçekleşmiştir. Buna göre Türkiye kadınların işgücüne katılımı açısından OECD ülkelerinin en alt sıralarında yer almaktadır (Karabıyık, 2012, s. 233-234). Beklentilere ters bir şekilde ilerleyen yıllarda bu yüzde daha da gerilemiştir. Bu gerçeğin yanında Kromevye Firması ise X çalışan içerisinde X kadın çalışan sayısı ile % x’lik bir oran ile sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunan, Türkiye’de öne çıkan örneklerdendir. Kromevye’nin bu girişimleri teşvik ile sınırlı kalmamakta ve karşılıklarını bulmaktadır. Kadın istihdamı kadınların kendi potansiyellerini ve yapabilirliklerini ortaya çıkarmaları açısından da önemlidir. Örnek olarak Kromevye fabrikasında hidrolik sıvama presi gibi bir ağır sanayi makinesi kadınlar tarafından gayet verimli bir şekilde kullanılmaktadır. Bütün bunların yanında şirketin yönetim aşamasında bir kadın girişimci bulunmaktadır. Bütün bu üretim sürecinin hareketlenmesinde kadın enerjisi birincil güçtür. Tüm bu sebeplerden dolayı heykel için kadın formu seçilmiştir.
Kadın formu üzerine değinilmişken söylenebilir ki, kadın enerjisi ve doğanın enerjisi koşuttur. Doğanın enerjisi ise ana tanrıça kavramı ile kişilik kazanmaktadır. Diğer bir deyişle Dünyadaki bütün kadınların yaşayan güçleri tanrıça kavramında şekil bulmaktadır. Bu durum ise sanılanın aksine kadını yüceltip, erkek karşıtı olmak anlamına gelmez. Karşılaştırmalı mitolojiler konusunda otoritelerden birisi olan Joseph Campbell, Tanrıçalar ve Tanrıçaların Dönüşümleri isimli kitabında bu konunun önemine değinir; Tanrıça ile ilgili önemli olan nokta, kadınların tahta oturarak anaerkil toplumda yönetici olup olmadıkları değildir, önemli olan Kadın olma niteliğinin, Kadın olmanın, Kadın’ın anlamının anlaşılması, bilinmesi ve buna saygı duyulup duyulmamasıdır (Campbell, 2020, s. 305). Campbell’ın bu açıklamasının etkisiyle heykel bağlamında günümüzdeki kadınların içlerindeki gücü açığa çıkartmaları ve kadınların güçlerinin başat sembolü olan ana tanrıça arasındaki ilişki görünür hale gelir.
Heykele belli bir tanrıçanın ismi verilmiştir. Söz edilen tanrıça, yani Tiamat, bölgemizi de etkileyen en eski kültürlerden birisinin tanrıçasıdır. Bunun yanında tarih boyunca tanrıça birçok farklı kimlikle de anılmıştır. Bu sebeple heykelin farklı yerlerinde tanrıçanın diğer isimlerine de göndermelerde bulunun parçalar eklenmiştir. Örnek olarak, heykelin saçında bulunan bir yılan ile güzel bir kadın olduğu için lanetlenen Medusa hatırlanırken, heykelin ayaklarını bastığı kısma, Batı Anadolu ve hatta İstanbul için önemli bir tanrıça olan Hekate’nin sembolü olan çark gömülmüştür. Heykelin başında taşıdığı 7 dikenli taç, yine Hekate’nin The Hekate Chiaramonti[2] örneğine ithafen eklenmiştir. Bir diğer sembol olan heykelin göbeğinde dönen 12 parçalı spiral ile kadının doğurganlığı ve üretkenliği vurgulanmaktadır. Bu spiral aynı zamanda evye kullanımın unsuru olan suyun döngüselliğine de göndermede bulunmaktadır.
Heykel bağlamında döngüsellik konusu, doğanın döngüselliği ile ilişkili tanrıça kavramında, heykelin ana malzemesi olan üretim fazlası olan evye parçalarıyla ve evye ile doğrudan ilişkili olan su kavramıyla ilişkilendirilmiştir. Su dünya üzerinde sürekli devir daim halindedir ve evyelerde, günümüz toplumunda kirli suyun aktarımı kısmında aracıdırlar. Heykelin etrafını çevreleyen hareket halindeki çemberde, suyun döngüsünü, heykelin ana malzemesinin evyeden heykele dönüştürülmesini ve doğanın döngüsünü görselleştirmektedir. Bu çemberlerde kullanılan sembollerden biri yılan sembolüdür. Eski kültürlerde tanrıça toprakla, toprak da yılan figürüyle ilişkilendirilmiştir. Diğer kültürlere göre, yılan tehlikeli olmakla birlikte zaman alanındaki yaşam gücünün üç büyük sembolünden biridir. Bunlar yılan, boğa ve aydır (Campbell, 2020, s. 90). Çembere eklenen yılan kafası ile çok eski bir yeniden doğum ve dönüşüm sembolü olan kendi kuyruğunu yiyen yılan Ouroboros’a göndermede bulunulmuştur. İleri dönüşüm olgusuna uygun olarak evyenin üretim malzemesi olan paslanmaz çelik üretim sürecine geri dönmeden ve özü bozulmadan heykele dönüştürülmüştür. Ayrıca çemberlere redüktörler aracılığıyla sağlanan hareket ile döngüsellik vurgulanırken, bütün bu sürecin dinamik doğası da yansıtılmaktadır. Ek olarak dönme halindeki çemberler ile birlikte heykel üç boyutluluğuna ek bir boyut daha kazanmaktadır.
Heykelin bir diğer konusu kuşkusuz ki, paslanmaz çelik lavabo yani evyedir. Heykelin elinde tuttuğu evye, birincil anlam olarak doğrudan sergilendiği daimî yeri olan evye fabrikasını ve evye üretimini işaret etmektedir. Bu direkt ifadeden dolayı evyeye müdahale edilmemiş ve hazır nesne olarak kullanılmıştır. Bu sanat eserinin var edilme süreci doğrudan evye üretimine bağlı olduğu için bu kısımda evye ön plana çıkartılmıştır. Evye konusunda ikincil anlam olarak tanrıça ve ay ilişkisi üzerinde durulabilir. Daire formu tanrıçalar ile ilişkili bir diğer sembol olan ayı çağrıştırmaktadır. Bu sebeple sembolik göndermesinden dolayı daire şeklinde bir evye seçilmiştir. Ay da tıpkı döngü halindeki su ve sembolik yılan gibi belirli bir süre içerisinde (29,5 gün) belirli formlar halinde azalarak kaybolup sonra tekrar görünür. Bu sebeple tanrıçaların sembolü olduğu kadar, yılan gibi yine dönüşüm ile ilişkilidir. Ay, aynı zamanda boğa ile sembolize de edilir. Bu sebeple evyeyi tutmak için boğa boynuzları eklenmiştir. Boynuzlar Ayın Hilal formunu da çağrıştıracak şekilde, tanrıçayı işaret edecek yönde yerleştirilmişlerdir. C şeklindeki Hilal yeni başlangıçlara hazırlanmayı sembolize eder. Ayrıca evyeye (tıpkı taçta olduğu) gibi çubuklarla görselleştirilen, 7 parça ışık eklenmiştir. 7 sayısı gökyüzünde çıplak gözle gözlemlenebilen gök cisimleri ile ilişkilidir. Bu gök cisimleri doğanın düzenli döngüsü fikrini desteklemişler ve haftanın günlerine isim vermişlerdir.
Buraya kadar bahsi geçen bütün kavramlar; kadının gücü, tanrıça olgusu, geri dönüşüm, döngüsellik, yılanlar üzerinden ejderhalar ve su, aslında tek bir isim altında bütünleşebilmektedir. Sümerlilerin ana tanrıçası Nammu’un Babil’deki karşılığı olan Tiamat bahsi geçen bütün kavramları bütünleştirmekte ve kendi adı altında kişilik kazandırmaktadır. Hepsinden önce söylemek gerekir ki; Tiamat, anaerkillik ile ataerkillik arasındaki gerilimin ilk ve en önemli sembollerinden birisidir. Bu özellik tanrıçayı eski mitolojik bir hikayenin kahramanlığından alıp evrensel bir sembol haline getirir.
Tiamat’a Babil Yaratılış Destanı Enuma Eliş (Bir Zamanlar Yukarıda)’te yer verilmiştir. Destanda Babil tanrılarının yaratılışından da bahseder. Tiamat isimli heykel de konu Babil tanrılarının yaratılışı ve kendi aralarındaki hiyerarşi olmadığı için burada destanın bu kısımlarına değinilmeyecektir. Destan arka planda Babillilerden önceki kültür olan Sümerlerin kültürünü bir ölçüde devam ettirir. Yine de konuya kısaca değinirsek, söyleyebiliriz ki; tanrıların doğuşu denizlerin tanrıçası Tiamat ve tatlı suların tanrısı Apsu’nun birleşmesiyle başlar. Her şeyden önce su vardır. Bütün tanrılar bu birleşmeden çoğalırlar. Destanın ilerleyen kısımlarında Tiamat ve Apsu yeni tanrıların yarattığı karmaşadan rahatsız olurlar. Arkasından, Tiamat’ın sakinleştirmeye çalışmasına rağmen Apsu kendi çocukları olan yeni tanrıları ortadan kaldırmaya karar verir. Yeni tanrılardan biri olan Ea, Apsu’nun planından haberdar olur. Önce Apsu’yu büyü ile uyutup sonra öldürür. Tiamat kocası Apsu’nun ölümü üzerine kendi yarattığı canavarlardan oluşan bir ordu kurar, kendisini de bir ejderhaya dönüştürerek, Ea ve yeni tanrılar üzerine yürür. Ea Tiamat ile yüzleşmeye cesaret edemez. Bunun üzerine Ea’nın oğlu Marduk, Tiamat ve ordusunun karşısına çıkar. Savaşı kazanmasının karşılığı olarak da, tanrıların lideri olmayı talep eder. Sonuç olarak Marduk savaşı kazanır. Tiamat’ı ikiye bölerek parçalar. Tiamat’ın parçalarından yer yüzü ve gök yüzünü yaratır. Tiamat’ın yardımcısı Kingu’yu da öldürerek, kanından tanrılara hizmet etmeleri için insanları yaratır.
Ayrıntıları bir kenara bırakırsak bu hikâye edebi değerinin yanında aynı zamanda siyasi bir propaganda işlevi de görmektedir. Tanrıların davranışları tapınıldıkları toplumların sosyo kültürel yapıları konusunda da ipuçları vermektedir. Bir tanrı ailesiyle diğeri arasındaki savaş, Ana Tanrıça'ya tapan ve çiftçilik yapan yerli halkla, erkek gökyüzü tanrılarına tapan savaşçı kabileler arasındaki siyasal ve dini çelişkileri yansıtır (Rosenberg, 2003, s. 25). Burada anaerkillik ve toprakla ilişkili bir sembol olan yılan, korkunç bir ejderha şeklinde tanrıçanın formu haline getirilmiştir. Marduk ise Samilerin[3] baş tanrısıdır. Dişi kaos ejderi sonunda Orta Doğulu, erkek egemen halkların baba tanrıları tarafından alt edilir. Ölü bedeni doğa haline gelir. Tiamat’ın yanında olan Kingu’dan insanlar yaratılır. BU yaratılış yöntemi insanın kökeninin de tekin olmadığına işaret eder. Bütün evrenin yaratılışı tamamlanınca en sonunda Babil Şehri kurulur. Marduk'un yeni düzeni eskisinin yıkıntıları üzerine kurması da dikkat çekicidir. Marduk, yeni, erkek egemenliğine dayanan ataerkil bir dinin, kadınların egemen olduğu anaerkil bir din üzerindeki zaferidir. Büyük Tanrıça ya da Ana Tanrıça olan ve bütün temel tanrılara yaşam veren Tiamat, artık tanrıların düşmanı haline gelmiştir (Rosenberg, 2003, s. 244-245). Erkek egemen kültür anaerkil kültüre bu şekilde baskın hale gelir.
Babil’de Tiamat ve Marduk Savaşını konu alan Enuma Eliş Destanı bir şiir olarak yeni yıl festivallerinde okunurdu. Bu yeni kültürün (savaşçı, otoriter Sami Krallarının erkek egemen kültürü…) nasıl yayıldığı konusunda ilginç bir örnektir. Babilli Hammurabi (İ.Ö. 1750 civarı) çok ünlü Sami savaşçı kralların ikincisiydi. … Babil’in güneş tanrısı Marduk destanı onun dönemine aittir. Marduk’un kadim denizin tanrıçası yaşlı Tiamat’ı yenmesi, dünyanın o bölgesinde bundan böyle evrensel doğa tanrıçası yerine siyaseten kabul edilmiş kabile tanrılarına sadakat gösterileceğini belirleyen olaydı (Campbell, 2020, s. 28). İ.Ö. 2350’li yıllarda Sami savaşçı kralların ilki olan Sargon’un istilaları ile başlayan bu kültürel olay, 2024 yılında bile hala bölgenin kültürünü ve toplumsal yapısını etkilemektedir. Burada Marduk asıl amacın gizlenmesi için bir araçtır. Günümüzde artık kimse Marduk’a inanmasa da, Marduk’un temsil ettiği değerler gündelik hayatımızı etkilemektedir. Cinsiyet ayrımcılığı sürdürülebilir kalkınmanın ve ülkenin gelişmesinin önündeki engellerdendir. Bu sebeple çalışmanın konusu ve ismi olarak, tarihteki kadın erkek karşıtlığının en belirgin gözlemlendiği örneklerden biri olmasından dolayı Tiamat seçilmiştir. Bu karşıtlıktan dolayı, isim olarak tanrıçanın Sümerce ismi yerine Marduk’un karşısında geçen Babilce ismi olan Tiamat alınmıştır. Tiamat’ın kadın formu haline çok fazla rastlanmadığı için heykelde tanrıçanın ejder-canavar formu değil de doğrudan kadın formu kullanılmıştır. Ejder formu tanrıçaya histerik ve yıkıcı bir karakter yüklemek için verilmiştir. Doğanın-tanrıçanın yıkıcı bir özelliği olmasına rağmen, üretkenliği de vardır. Savaş ve ölüm daha çok erkek ile ilişkili, doğurganlık ve üretmek ise kadın ile ilişkilidir. Böylece kadının üretkenliğinin ve doğanın döngüsünün sembolü olan su ile de ilişkili bir tanrıça kavramı günümüz yöntemleriyle üretilen bir heykele konu olmuştur.
Haziran 2024
Arif ÇEKDERİ
[1] Organisation for Economic Co-operation and Development - Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü [2] Helenistik bir orijinalden esinlenerek yapılmış, üç gövdeli Hekate'nin Roma Döneminde yapılmış, Vatikan Müzelerinde sergilenen kopyası [3] Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika’da yaşayan ve Hz. Nuh’un oğlu Sâm’ın soyundan geldikleri kabul edilen kavimler topluluğu (TDK, 2024). Kaynaklar Campbell, J. (2020). Tanrıçalar ve Tanrıça'nın Dönüşümleri. İstanbul: İthaki Yayınları. Karabıyık, İ. (2012). Türkiye'de Çalışma Hayatında Kadın İstihdamı. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 231-260. Rosenberg, D. (2003). Dünya Mitolojisi Büyük Destan ve Söylenceler Antolojisi. İstanbul: İmge Kitapvei. TDK. (2024, 06 29). Türk Dil Kurumu Sözlükleri. Türk Dil Kurumu Sözlükleri: https://sozluk.gov.tr/ adresinden alındı

Tiamat
Paslanmaz Çelik, Stainless Steel
4.5 m
2024
